11 Mayıs 2010 Salı

melekler şehri

Bir film izledim. Hem de bir kereden fazla izledim. Ve "Ya tenim tenini hiç hissetmemiş olsaydı... Ya saçlarının rengini hiç
göremeseydim... Peki dudaklarının tadını hiç alamasaydım... Ya bana  menekşeleri hatırlatan kokunu duyamasaydım... “İkimizin şarkısı” olan bir  çok şarkıyı dinleyemeseydim... Düşünemiyorum..." dedim kendi kendime...

Bir adam ve bir kadın...  Adam renkli göremiyor, koku  ve tat alamıyor, sevgilisinin hiçbir dokunuşunu hissedemiyor ve müziği  sadece güneş doğarken sahilde duyuyor... Çünkü adam bir melek. Bir insana  aşık olmuş bir melek o...

Kadın adamı terkederken ona “Beni hissedebilen bir erkek  istiyorum” diyor. Adamın “Ama sen beni hissediyorsun ya bu yeter” demesi  bir işe yaramıyor...

Terkedilmiş bir melek... Tat koku alamayan, dokunuşları  hissedemeyen bir melek... Siyah beyaz bir dünyada duygularını paylaşan  şarkılar olmadan ayrılığa katlanması gereken bir melek... Soruyorum, bu  meleğin dünyada kalması, bu ayrılığa dayanabilmesi için bir tesellisi var  mı?

Hatta daha da fenası bu meleğin yaşaması için bir nedeni  var mı?

Kendimizi onun yerine koymak zor olmasa gerek... Siz ne yapardınız? Yaşar mıydınız?

Filmi izleyin, görün... Çünkü o yaşıyor! Hem de akıl almaz bir  biçimde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder