11 Mayıs 2010 Salı

Nereye kadar?



Nereye kadar gidebilirsiniz sevdiğiniz için? Kaç kıtayı aşabilirsiniz, kaç şehri onunla veya onun için fethedebilir, kaç kere onun olduğu yere perişan olma riskine rağmen gidersiniz?



Ne kadar değiştirebilrsiniz kendinizi sevdiğiniz için? Onu hayranlıkla izlerken onun size hayran olmayışına nereye kadar sabredebilirsiniz? "Sabretmek" yanlış kelime aslında, kaçınız onun size hayran olmayışını umursamazsınız? Aşkın egolarınızı, kendinizi beğenmişliklerinizi, gururunuzu ezip geçmesine nereye kadar izin verirsiniz? İzin verir misiniz?



Ne için "Ben ona resmen aşığım" dersiniz? Varoluşu mudur sizi ona bağlayan, "sizin" olma ihtimali mi? Yoksa onsuz oluşunuz mudur sizi ona çeken? Varlığıysa sizi kaç gün kaç zaman tatmin eder? Peki yokluğuysa ne zaman sıkıcı olmaya başlar? Umut dediğiniz nerede tükenir ki? Bugün var olup yarın terk edecekse sizi, siz deli divane olan, kaç gün kaç gece uykusuz kalabilir, kaç gün ona hasret olmaktan vazgeçmezsiniz? Yoksa hasret dediğiniz de küçük bir zevk midir sizi ayakta tutan?



Biliyorum ki sevdiğinin peşinden gidenler var... Sevdiği için yerini, yurdunu,evini barkını, arkadaşlarını, yürüdüğü yolları, gördüğü manzaları, bindiği otobüsleri, otobüs beklediği durakları değiştirenler var... Biliyorum bir ömür gidenin ardından ağlayan, ağlaması dinice acısıyla baş başa kalan, hasreti hiç dinmeyenler var... Biliyorum ki sevdiğinin yanında, sevdiğinin gözlerine bakarken yok olanlar, görünmez olanlar var...



Peki siz kimsiniz? Bu soruların kaçına doğru cevap verip de kendinizle yüzleştiniz? Kaç cevap size bazı aşklarınızın aslında gönül eğlencesi olduğunu, hala unutamadığınız o tek gecelik ilişkinin meğer aşk olduğunu söyledi?



Sahi söylesenize... Siz bu sorulardan kaçı, bu cevaplardan kaçısınız?

18 Nisan 2010 - Şehnaz Baykuş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder