28 Ağustos 2010 Cumartesi

İŞŞİZ EV KIZI HALLERİ 2 - MUTFAK

Eveeeeet sayın okuyucular :) İşsiz ev kızı hallerinin ikincisiyle karşınızdayız :)

Uzun süredir evde oturmanın verdiği can alıcı sıkıntıyla mutfakta ufak tefek çalışmalara başlamıştım hatırlarsanız.  Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Malum artık erkekler temizliği falan boş verip iyi yemek yapan kız arıyorlar :)))

Çalışmalara başladım başlamasına ama ruh halim her zaman yemek yapmayı kaldırmıyor. Sadece yemek yapmayı değil, yerimden kalkıp yemek yemeyi bile kaldırmıyor. Fakat iki gündür yine sıkıntı başıma vurmuş olacak ki birer yemek yapıyorum.

Dün çok sevdiğim "Kabak Yemeği" yaptım :) Bol sarımsaklı yoğurtla gayet güzel oldu :) Bugün de "Domates Çorbası" yaptım :) Akşama doğru yanına bir de "Bolonez Soslu Makarna" yaptım mı değmeyin keyfime :)

Yemek yaparken, sofrasıydı salatasıydı, mutfağı toparlayıp temizlemesiydi, onları zaten yapıyorum :/

Günler içinde fark ettiğim şey, yemek yapmanın insanı gerçekten rahatlatıyor olması... Kendi kendinize düşünüyor, bir yandan müzik dinliyor, bir yandan suyla haşır neşir olup sakinleşiyorsunuz. Yaptığınız yemeğin sonucunda bir de takdir görüyor, sıcak bir "Eline sağlık, çok güzel olmuş" alıyorsanız değmeyin keyfinize :)

Başka mutfak maceralarında görüşmek üzere :)

Not: Tarifler için Mutfak Sırları'nın sitesini kullanıyorum :) Daha hiç pişman olmadım. Tavsiye ederim :)

27 Ağustos 2010 Cuma

"AİT"

İnsanlar ne zaman bir yere ait olmadıklarını anlıyor, bilmiyorum. Ben bugün anladım...

Bir yere ait olmadığını ne kadar uzun süre hissederse hissetsin bunu kendine bir türlü itiraf edemiyor insan.  Bu görmezden gelme ani kızgınlıklara, büyük kırgınlıklara ve yapılan bütün fedakarlıkların bir "hiç" olduğunun fark edilmesine neden oluyor. O güne kadar yürüdüğünüz bütün yollar, kendinizi iyi hissettiğiniz bütün mekanlar yabancı... Karşılıklı oturup dertleştiğiniz, gülüp ağladığınız insanlarla sanki hiç tanışmamışsınız. İyiliğe ve güzelliğe olan bütün inancınız yitip gidiyor bir anda. Yaşadığınız hayat boşalıyor, sanki hiç yaşamamışsınız gibi...

Korkuyorsunuz sevmekten... Hele güvenmekten...

Hafızanız silinip gitsin istiyorsunuz ama aksine hatırlamak istemediğiniz bütün güzel anılar bir bir üşüşüyor beyninize. Bir başkasının hatıraları olduğuna inandırıyorsunuz kendinizi, bu şehirde yaşamış, kendini bu şehre ait olduğuna inandırmış birinin hatıraları sayıyorsunuz. Çünkü siz yaşamış olsaydınız sonu bu kadar kötü olmazdı. Bütün iyi anılarınız ihanet etmiş gibi size... Siz onlara yabancı, onlar size...

O yere ait değilsiniz artık... Her ne yaşamış olursanız olun... Ama daha kötüsü hiçbir yere ait değilsiniz...

Ait olmadığınızı anladığınız güne kadar tek bir yere ait olduğunuzu sanıyordunuz. Ve artık o yer yok...

Hazırlıklı olun, artık hiçbir yere ait olmayan bir insansınız. Her gece gökyüzündeki aya bakıp, ait olduğunuz yeri bulmayı ve o yerden onu izlemeyi umacaksınız...

Ait olduğunuz yeri bulmanız, bu yazıyı oradan okuyor olmanız dileğiyle...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Kitapkolik çekilişi :)

Eğer bi çekiliş ile kitap kazanma şansı elde etmek istiyorsanız, sanıyorum siz de bu yarışmaya katılmalısınız. Yarışma hangisi mi? Elbette Kitapkolik'in düzenlediği şu yarışma :)))


Çekiliş hakkı kazanma şartları:

  • Bu yarışmanın duyurusunu twitter, friendfeed veya facebook profillerinde duyuranlar 1 çekiliş hakkı kazanacaktır.

  • Web sitesinde ya da güncel blogunda yarışmayı tanıtanlar (sitemizin linki tıklanabilir olmalıdır) 5 çekiliş hakkı kazanacaktır.

  • Kendisine ait olmasada forum sitelerinde konu açarak yarışmayı tanıtanlar 2 çekiliş kazanacaktır.

  • Okuduğu kitapları tanıtan özgün yazılar yazan kişilerin yazıları uygun bulunup Kitapkolik.Net te yayınlanması halinde ise 4 çekiliş hakkı kazanacaktır.


E daha ne duruyorsunuz? :)

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali



Okunduğunda sizi hayretler içinde bırakan bir kitap Kürk Mantolu Madonna... Adını çokça duyduğum ama ismimin ben de bambaşka şeyler bıraktığı bu kitabı okuduğumda ne kadar büyük bir yanılgıda olduğumu gördüm.

Sabahattin Ali'nin hiçbir şeyi abartmadan, aksine bambaşka bir sadelikteki anlatımına hayran kalacaksınız. Sanki bunları size bir yazar değil de bir dostunuz, bir arkadaşınız anlatıyormuş gibi... Sizi bir şeye inandırma ihtiyacı duymadan, bütün doğallığıyla bir hikayenin içine alıyor. Kendi kendinize sürekli "Lütfen bitmesin, lütfen..." diyor, bitişini geciktirmek istiyor ama ne yazık ki kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

Bana 1 günden fazla sürede okunması imkansızmış gibi gelen bu kitap size geçmişi düşündürüyor.. Hayır kendi geçmişinizi değil. Babanızın da Raif Efendi gibi eskiden umulmadık şeyler yaşamış bir adam olabiliceğini hissediyorsunuz... Sanki onun defterleri, bir dost tarafından son anda yanmaktan kurtarılamamış gibi...

Her zamanki gibi altı çizili cümlelerimiz burada...

İyi okumalar...

...

Sf. 11 - Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.

Sf. 12 - İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.

Sf. 32 - İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

Sf. 37 - Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?

Sf. 46 - Söylemek, bir şeyler, birçok şeyler anlatmak istiyorum... Kime?.. Şu koskocaman dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba? Kime, ne anlatabilirim?

Sf. 51 - Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.

Sf. 67 - Ben gene eskisi gibi dünyadan uzak ve daima tasavvurlarımın ve iç dünyamın bir oyuncağıydım.

Sf. 73 - Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim...

Sf. 87 - Köprünün kenarına yaslanarak hareketsiz sulara baktım. Yeni başlayan hafif bir yağmur suyun tüylerini diken diken ediyordu.

Sf. 94 - Beni kemiren sadece büyük bir yalnızlık hissiydi ve gene bu yalnızlığın tesiriyle, bana yakın olduğunu anladığım bir insana karşı birçok noktalarda kendimi aldatmaya hazırdım.

Sf. 108 - Bütün isteklerimin en son gayesi belki de ona tamamen, hiç noksansız, bütün maddi ve manevi varlığıyla sahip olmaktı, fakat elde edebildiğimi de kaybetmek korkusuyla, bu gayeye gözlerimi çevirmekten çekiniyor, seyretmekte olduğu ve yakalamak istediği harikulade güzel bir kuşu küçük bir hareketiyle kaçıracağından korkan bir insan gibi atıl kalıyordum.

Sf. 122 - Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.

Sf. 124 - Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu.

Sf. 128 - Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.

Sf. 138 - Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu. Bir kadın, trenin penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi. Yahut bir kiremit, hafif bir rüzgarla yerinden oynayarak, devrin gıpta ettiği bir kafayı parçalayabilirdi. Göz mü mühim kömür parçası mı, kiremit mi mühim kafa mı, diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa ve bütün bunları nasıl hiç mütalaa yürütmeden kabule mecbursak, hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk.

Sf. 159 - Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam...

YKY, 38. Baskı, Mayıs 2010, İstanbul

22 Ağustos 2010 Pazar

Ne çok zaman...

Uzun zaman oldu sana "Ben gidiyorum" diyeli sevgili... Çıkarken kapıyı kapattığım tarihi tam olarak hatırlayamayacak kadar uzun bir zaman...




Oyalandım sensizken... Arada dostça ziyaretlerde bulunsam da sana, kaçtım senden... Yanında durmak yaranın kabuğunu kavlattı hep. İnsanların kapılarını çaldım, yerin dolsun diye tutup başkalarını soktum hayatıma. Önem verdim varlıklarına, örttüm yokluğunun üstünü, önemsiz bir sandık gibi...




Gecenin bu karanlığında mutfakta yalnız başıma otururken, "Geleceğim" dediğin için yemekler yapıp saatlerce seni beklediğim gece geldi aklıma. Yemekleri belli aralıklarla ısıtıp durduğum, kurduğum sofra ile mutfak balkonu arasında mekik dokuduğum, her an gelebilirsin diye uyumadığım ve gelmeyeceğini fark ettiğimde aç yattığım gece... Ne kadar acı verdiyse de bunlar, o geceki heyecanımı bile özlüyorum.




Şu anda mutfakta oturuyorum, yine o geceki gibi. Ama ne yolunu gözlediğim biri var, ne de içimde bir heyecan...




Ne çok zaman... Sensiz... Ve de kimsesiz...

19 Ağustos 2010 Perşembe

İşsiz Ev Kızı Halleri 1 - Mutfak

İşsiz ev kızı olduğumdan beri malum bilgisayar karşısında sandalye üzerinde bildiğim bilmediğim bütün yabancı dizileri izlemeye koyuldum. Ama sandalye üstünde oturmak oldukça rahatsız etmeye başlamıştı. Ben de geçenlerde kalktııım canımın çektiği bir şeyi yapmak için mutfağa girdim :) Kakaolu - Vişneli Muffin! :))

Mutfak sırlarının şu tarifini kullanarak tarifi hayata geçirdim :)

Ne yazık ki o kadar çabaladığım tarif en son kısımda yani fırın safhasında başarısızlığa uğradı. Çünkü annemle ben fırının derecesi ve içeride kaç dakika kalması gerektiği konusunda anlaşamadık. Benden deneyimli olan annemi dinlemek muffinlerimin yanmasına neden oldu :( Tariftekinden fazla kakao koymuş olmamsa yandığını farketmemizde hiç yardımcı olmadı :((

Her gün ufak tefek bir şeyler pişirmeye çalışıyorum. Bu yazıyı muffini yaptığım gün yazıp taslaklara kaydetmiştim. Bitirmemi bekliyordu. Ama az önce o kadar güzel ve ilham veren bir film izledim ki, yazıyı tamamlamaya sevk etti beni :) Julie & Julia! :))) Mutlaka izlemesiniz. Gerçek hayattan alınmış olması insanı daha bir cezbediyor :) Sanırım filmle ilgili başka bir yazı yayınlayacağım :)

Biliyorum mutfakta başarısız olabilirim. Başarılı olmak uğruna bir sürü malzemeyi ziyan edebilirim. Ama bunun bile güzel bir tarafı var ;)

17 Ağustos 2010 Salı

Haftada 3 Kitap Projesi - 2. Hafta

Bu hafta okuyacapım kitaplar belli:

  1. Kürk Mantolu Madonna -  Sabahattin Ali

  2. Korkak Yiğitler - Turgay Yılmaz

  3. Son İstanbul - Murathan Mungan


Herkese iyi okumalar :)

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Pinhan ve Bab-ı Esrar

İlk haftamın 3 tane olması gereken 2 kitabımı 2 haftada bitirmenin utancıyla yazıyorum bunları size... Ama inanın hepsi Pinhan'ın suçu... Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ını bir günde bitirmeme rağmen Elif Şafak'ın Pinhan'ı beni süründürdü de süründürdü.

Hafta içlerinde düğünler dernekler atlatmış olmam Pinhan'ı bitirmeme engel değildi ama kitabı bir türlü oumak gelmedi içimden. Zorlama ilerliyordu. Tam romanın içindeki karakterlerden birinin öyküsüne  kendimi kaptırdığımda o hikaye orada kesiliveriyor ve bu defa başka bir karakterin hikayesine atlıyordu.  Evet Elif Şafak'ın bu anlaımını severim fakat bir de sanki günümüzde değil de tarhin eski bir akvim yaprağında yaşıyormuşuzcasına sürekli anlamını bilmediğim kelimeler kullanması, anlatımı bilerek ve isteyerek ağırlaştırması bana göre değildi. Bu konuda "Eski Türkçe okumak istesem gider eski kitapları okurum, günümüzde yazılanları değil" mantığının akasındayım. Ben günümüz yazarlarının günümüz Türkçesiyle neler yarattığına bakıyorum. Önemli olan herkes gibi konuşup farklı şeyler anlatmak bence.. Elif Şafak'ı de kitaplarını da seviyorum ama Pinhan beni açmadı diyelim :)

Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ına gelinceee :)  Çok güzel bir kitap ama neden se Elif Şafak'ın Aşk'ından aldığım tadı alamadım. Ahmet Ümit Mevlana'yı Şems-i Tebrizi'yi yazmasa da olurmuş sanki :) Bu da diğer kitaplarına yakınsar bi sürükleyiciliğe sahip olsa da onların yerini tutamaz :) Okumaktan pişman olmayacağınız güzel bir kitap :)

Bu arada bu hafta boş durmadım. Kendime yeni kitaplar aldım. Okumam gereken başka 20 kitap olmasına rağmen :)

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna

Kafka - Dönüşüm

Ahmet Ümit - İstanbul Hatırası.

Evet 2. haftaya giriş yapmamıza 1 gün var. Okuyacağım kitaplara karar verir. Pazartesi sizi bilgilendiririm. Hafatnın 3 kitabının neler olacağını şimdi ben de bilmiyorum :)

Görüşmek üzereee :)

8 Ağustos 2010 Pazar

Haftada 3 Kitap Projesi - 1,5. hafta :)

Yok ben bu tembellikle kitap falan okumayı bitiremem haliyle :))

Bitmeyen kitaplar için haftayı uzatıyorum :)

Görüşürüz :)

3 Ağustos 2010 Salı

Haftada 3 Kitap Projesi - 1. Hafta

Sevgili Roman Karakteri ve Biraz Şöyle Biraz Böyle'nin misafiri olarak katıldığım ve devamını getirmeyi çok istediğim bu projede Haftanın Kitabı: Ahmet Ümit - İstanbul Hatırası. Onlar 590 sayfalık bir kitabı üç kitap yerine geçer diyerek okumaya başladılar. Bense evde okumam gereken bir raf kitabın varlığından dolayı Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ını ve Elif Şafak'ın Pinhan'ını okumaya karar verdim :) Farkındayım, Üç kitap olması gerek :)

İnsan ilk haftasından başarısız olur mu demeyin :) İş görüşmelerinin ve düğünlerin buluştuğu bir haftaysa olur :)

Neyse hileli başlangıç yapsam da projeye adımımı attım nihayet :)