22 Ekim 2010 Cuma

YAKINDA...

"YAKINDA" yazmak istiyorum, aynen böyle, büyük harflerle.

Kendimi olacak güzel şeylere hazırlamak...

Etrafımdakilere güzel şeylerin olacağını müjdelemek, umutlanmak, herkesle beraber bu yalana inanmak...

21 Ekim 2010 Perşembe

OKYANUS...



Okyanusun ortasında kalakalmışken rüzgarsız, varlığı inkar edilemeyen bir kara parçası gibi ayrılık... Hiç ulaşılmayacak gibi duran, dümeni ne kadar zorlasak da ona yöneltemeyecekmişiz gibi hissettiğimiz bir küçük ada... Karanlıkta, belki sığ suların yakınında, yapayalnız bir ada...




Göz görmese de orada olduğunu, er ya da geç ayak basılacağını, ayak basıldığı an mavilerden sıyrılınacağını bildiğimiz bir kara parçası...







Biz seninle uçsuz bucaksız okyanuslara yelken açtık sevgili... Tüm kara parçalarından vazgeçtik birbirimiz için... Suların ortasında sadece ikimiz olalım istedik... Kimse günlerce aylarca yanımıza yaklaşmazsa, doyarız dedik birbirimize... Aşkın koylarına demir attık defalarca, bıraktık kendimizi huzurun ılık sularına.  Sırt üstü yatıp saatlerce gökyüzünü izledik kumlarda, saatlerce birbirimizi izlediğimiz gibi...







Sevgili, şimdi akıntıya kapıldıkça eskiler geçiyor aklımızdan... Sahi film şeridi dedikleri bu eski anlar, eski anılar olmasın? İlk birbirimizi gördüğümüz anı hatırlıyoruz, ilk elele tutuşumuzu... Sonra ilk öpüşmemizi... Mırıldanıyoruz: "Her şey ne kadar da güzeldi..." Oysa eskiler hep söylerdi, "Güzel olan şeyler çabuk biterdi", inanmazdık...




Rüzgar ayrılıktan yana esiyor belli... Karanlıkta, sığ suların yakınında, yapayalnız bir adaya düştük şimdi. Hiç uğramayız sandığımız bu durak, yolun sonuymuş meğer...




Aşkı geçtik gözlerini açabilirsin* artık sevgili...







*Haydar Ergülen

14 Ekim 2010 Perşembe

BİR DEVİR KAPANDI

Bir devir kapandı, yeni bir devir başladı...

Artık,

Derslere girmeyip saatlerce tavla oynamak yok.

Vizeler, finaller, yumurta kapıya dayandığı son geceler sınava çalışmak yok.

Okuldan çıkıp öğrenci evlerinde her gün gördüğün insanlarla oturup sohbet etmek yok.

Bir öğrenci evini kendi evinden daha yakın, daha sıcak, daha senin bilmek yok.

Artık,

Kardeşin bildiğin, kardeşinden öte bildiğin arkadaşını her fırsatta yanına çağırmak, en ince ayrıntılarıyla yaşamı paylaşmak yok.

Kiminin sevgilisiyle, kiminin notlarıyla, kiminin ailesiyle olan dertlerini sabahlara kadar bir masada oturup tartışmak yok.

Yok artık...

Biz birbirimizi törpüledik, yonttuk... Alelade bir insandan bir dost yarattık. Demir gibi sağlam dostluklar hem de...Yeni olan her şeyi beraber yaşadık. Ama bitti.

Biz bütün devirleri geride bıraktık. Şimdi önümüzde yakın çağ var. Yakın gelecekte neler yaşayacağımızı, hangi şehirlerde, hangi insanlarla ömür tüketeceğimizi bilmediğimiz bir çağ...

Bir devir kapandı artık...

8 Ekim 2010 Cuma

UÇAK, HADİ BU GECE DE BABAMA SELAM SÖYLE...

Balkondaydım.

 

Buz gibiydi hava, deli gibi yağmur yağıyordu İstanbul'a. Damlalar pıt  pıt düşüyordu balkonun soğuk mermerine. Baktım mermere, içim biraz daha soğudu. Titredim. Babam geldi aklıma...

 

Babam, yağmurda, soğuk bir mermerin altında...

 

Ürperdim. Tekrar ve tekrar... Hayallerimin her paramparça olduğu an gibi yine babam gelmişti aklıma. Yine kurdum o melun cümleyi: "O olsaydı her şey başka olurdu sanki.".  Bilirdim, o olsaydı yine hayallerim kırılırdı. Yine titrerdim. Soğuk yine içime işlerdi. Olması belki bunları hiç değiştirmezdi. Ama olsaydı gider sarılırdım. "Üşüdüm" derdim, sıkıca sarılırdı. Kim bilir belki de tutup ellerimi, ısıtırdı. Küçükken olduğu gibi... Belki yine yağmur yağardı, yürürdük yağmurda. Sokulurdum iyice, alırdı elimi kendi cebine koyardı eliyle beraber. Kim bilir "O olsaydı..." ...

 

Balkondaydım.

 

Yukarı baktım. Bulutlar bile karanlıktı. Uçak, seni gördüm o karamsar bulutların arasında. Bu yağmura, fırtınaya, karanlığa rağmen yolunu bulmuştun yine de... Benim yapamadığımı yapıyordun işte. Yola devam ediyordun, duraksamadan. Sessizce fısıldadım: "Uçak, hadi bu gece de babama selam söyle..." Sonra içimden devam ettim: "Sadece selamımı söyle... Gördüğün bu halimi değil. Üzüldüğümü değil. Sakın... Üzülür yoksa..."

 

Balkondaydım.

 

Üşümüştüm. Paçalarım ıslanmış, parmaklarım buz kesmişti. Kaçtım... Soğuktan kaloriferin sıcağına, karanlıktan ampulün aydınlığına, yağmurdan evin kuruluğuna kaçtım. Ama elerim bir türlü ısınmadı, içimin titremesi geçmedi, gözümün yaşı dinmedi.

 

Unutmadan, uçak, babama ağladığımı söylemezsin değil mi?