12 Aralık 2010 Pazar

Ben, Kendim ve Şahsım Adına :)

Hayatım boyunca hep farklı olmayı istedim. Dönüp bakınca milyolarca insandan sadece bir tanesiyim. En büyük hayal kırıklığım da bu olsa gerek..

Farklı konulara potansiyelim var evet, ama potansiyel olarak beklemekteler. Çünkü ciddi anlamda aşırı üşengeç bi insanım. Akşamları acıkırsam "Yat uyu sabah kahvaltı yaparsın" diyecek kadar kendime. O yüzden rica ediciim benden bişiler yapmamı istemeyin. Kendime yapmıyorum size mi yapıcam yahu?

Her şeyi saklayan bir insan evladıyım. Aklınıza gelebilecek her şeyi. Üzerine not düşülmüş defterlerden koparılan sayfalar, gidilen bi mekanda o günün hatrına alınmış ve sonradan tarih düşülmüş peçeteler, sinema tiyatro biletleri, alınan minik hediyeler, hediye kapları, hediyelerin üzerine konulmuş kartlar, günlükler, fotoğraflar, güzel geçen bir günün ardından o gün kullanılmış otobüs kartları, defterler dolusu yazılmış telefon mesajları, mailler vs vs vs... Daha aklıma gelmeyen onlarca eşya. Kısaca geleceğin çöp evine sahip olacağım :)

Üstelik malım da kıymetlidir. Bir şeyler tıkınıyorsam ve canınız çektiyse, bir ısırık falan alamazsınız efendim ama gidip size de aynısından alabilirim.

Gülerim, hatta çok gülerim. O kadar çok gülerim ki neredeyse gülmeden çekilmiş fotoğrafım yok. Üstüne utandığımda da gülerim.

Planlı ama bir o kadar da plansızımdır. Sanmayın ki plansız oluşum karakterimin bir gerçeği, hayır efendim tamamen boş vakitlerimin bir sonucu. Bir yere çağırmak ister de "Onun işi vardır kesin" dersiniz diye korkup yazıyorum işte.

Kararsızın önde gideniyim Değil bir kıyafet seçmek, kıyafeti önüme koysalar rengini seçemem. Ama bir şeyi kafama koymuşsam beni durdurabilene aşk olsun. İşin kötü tarafı kolay kolay kafama bir şey koyduğum yok.

Düzenliyimdir, birçoğunuz gibi "Benim bu düzensiz odada kendime göre bi düzenim var" şeklinde değil. Cidden düzenliyimdir, renk sırası boy sırası, asimetri... Ama biraz pisimdir, orasını karıştırma.

Her şeyi beğenebilir ve sevebilirim. Sokakta "Aaaa ne güzelmiş, aaa bu da ne güzelmiş, bak ama bu da çok güzel" diye dolaşıyorum resmen. Kısaca bir nevi "Ne olursan ol yine gel" durumu var bende ama işin içinde sevmediğim biri varsa mümkünse yan yana gelmeyelim.

Düşündüm de bu seri daha uzatılabilir :/

10 Aralık 2010 Cuma

anladım. - Yılmaz Erdoğan

Bundan 10 sene önce doğumgünümde bana hediye edilen bir kitaptı Yılmaz Erdoğan'ın "Anladım"ı. Lise hazırlık sınıfındaki arkadaşlarım benim yazmaya, çizmeye ve okumaya olan merakımı fark etmiş, doğumgünümde bana kitap hediye etmeye karar vermişlerdi. Şiir onlar için İpek Olgun kitaplarına göre çok daha üst seviyeydi galiba... O zamanlar şairler ve yazarlar hakkında o kadar bilgileri yoktu, edebiyat dersini bile bir sene sonra almaya başlayacaktık. Gözlerine Yılmaz Erdoğan'ı kestirmiş olmalılar :)




Kitap beni en çok arka kapağındaki şu dizeleriyle etkiledi:

anladım ki ağaçlar


toprağa acı verdikçe büyüyorlar





O dönem ilk olarak ebeveyn ile ergenlikteki çocuk kavgalarını anlamlandırmıştım bu dizelerle. Çocuklar ailelerine acı verdikçe büyüyorlardı. Yıllar içinde kimi zaman iki sevgilinin birbirini yıpratması oldu, kimi zamansa pişman olup dönen bir başkası...



Her aklıma geldiğinde içinde bulunduğum durumdan bir pay biçtim bu dizelere... Kim bilir şu an sizin aklınızdan neler geçti okurken?

Bir şiir kitabını okurken bir iki dizesinin altını çizmek zordur. Şiirin size baştan sona hissettirdiği duyguyu seversiniz çünkü. Ben birkaç dizeyi çizmişsem de daha çok kıvırıvermişim beğendiğim şiirlerin sayfa kenarlarını... Beğenip işaretlediğim bu şiirlerin de isimlerini yazacağım size ve o şiirlerden birini olduğu gibi yayınlayacağım aşağıda...


İyi okumalar diliyorum herkese....




Şehnaz Baykuş - 7 Aralık 2010


Sf. 7 - "ANLADIM" şiiri

Sf. 11 - "YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK" şiiri

Sf. 48 - "YAĞDIKÇA" şiiri

Sf. 59 - "BU YOL NEREYE GİDER" şiiri

Sf. 62 - "BİR MEVSİMİN ACI GERÇEKLERİ" şiiri

Sf. 69 - "YENİLİYORUM" şiiri

Sf. 76 - "ONULMAZ" şiiri

Sf. 82 - "NE GÜZEL" şiiri

Sf. 86 - "KIŞI SEVMEK KIŞIN SEVMEK" şiiri:

Ağlıyordum. Bir kış günüydü. Üzgündüm. Yenilmiştim.Herkesle selamı sabahı kesmiş bir sabahtı. Kahvaltısız.Yola çıktım ağzımda bakır alaşımlı bir tat. Efkar gibi yağıyordu kar.

Bazıları kışın öldü


sevdiğim insanların


dedem


taha amca


karda izledik ayak izlerini


düşmanlarımızın


bir inşaatın içine götürdü bizi


uğursuz ayakların


karda bıraktığı lekeler


taha amca karlar içindeydi


taha amca kanlar içindeydi


en güzel kar insanın çocukluğuna yağandır. Pencereye yüzümü dayar dua ederdim, kar yağsın, durmasın, tutsun, rütbe düşüp yağmur olmasın diye.

Hep kış günlerinde düştüm

umutsuz aşklarımın batağına


buğulu camlara adlarını yazdım


konuşamadığım kızların


ve


babaannemin


nice kırgından taşıdığı


eski mücevher kutusunun


sırı dökülmüş aynasında


o kadar çirkindim ki


bir greyder durmadan soluklanmadan çalışıyordu toprak damlı evimizin bahçesinde. Kalabalıktı.Küçüktüm acıdan, yaşça. Babaannem bayılmıştı. Herkes ağlıyordu. Dedem ölmüştü. Kar ağlıyordu, yağar gibi. Küçüktüm. Susuyordum. Lapa lapa... ağlar gibi..

Karda yürümek gibisi yoktur geceleri. Işığın yalazında seyretmek kar tanelerinin dansını. Bir de ayazda sevmek olmadık bir kadını. Soğuktan korumaktır asıl marifet sevdiğinin tenini. Aşksız geçen kışların intikamıdır geleneksel bahar sevdalanmaları.

Ben hep kışı sevdim.


Ben hep kışın sevdim beni


sevmeyenleri.


Yılmaz Erdoğan

2 Aralık 2010 Perşembe

MUZ SESLERİ - ECE TEMELKURAN

Muz Sesleri kendinizi bir bulup bir kaybettiğiniz ender kitaplardan. Yoo öyle bağlantınız kopuyor da kaybetmiyorsunuz kendinizi. Aksine başka hayatlara kayıyor bütün ilginiz, bırakıveriyorsunuz kitabın içinde kendinizi aramayı...




Çok güzel bir kitap. İki gün sürdü okumam. Altı çizilecek onlarca cümle daha vardı muhtemelen fakat öyle kaptırmışım ki kendimi, unutmuşum elimdeki kalemi...




Bakalım siz de kaleminizin varlığını unutacak mısınız? :)

Sf. 68 - Kadında zaman geçmez. Sakın günün birinde iyileşmek için zamana güvenme.

Sf. 89 - Biliyorum, onlar, savaş bitse bile kadınları savaşır gibi sevecekler. Ganimetleri gibi. Ele geçirildikten sonra ancak yağmalayabildikleri.

Sf. 111 - Savaş öyle bir yer Filipina, insanların tek evi diğer insanlar. Birini kaybedince bu yüzden sadece birini kaybetmezsin, evin de gider.

Sf. 111 - Birlikte yaşanan hikayeler, insanları birbirinin evi yapar.

Sf. 132 - İtip kakardı insanı. Ancak yediği dayakları affede affede büyümeyi öğrenmiş bir çocuksan seversin onu. Çünkü nefret etmeyi de bilmelisin eğer onu seveceksen. Bunu bilmeyenler gelir geçer. Anlatamadıklarını hep bildikleri, yine de durmadan anlattıkları bir hikayeyi alıp ondan, giderler.

Sf. 135 - Esmer, zayıfça, sıcak ve kıvırcık. Baksan bir şeye benzetemezsin. Ta ki sana bakacak. Gözünün içine. Seni çok seviyormuş gibi, kimsenin sevmediği gibi. Hep seni beklemiş gibi, her şeyi anlatacakmış gibi, her şeyini verecekmiş gibi, sonrası yokmuş gibi, umrunda değilmiş gibi, dertli dertli bakacak sana... "İçimde böyle bir yer mi varmış?" dersin, oralarına kadar değer. Çözülmeni bekler. Görmek için nasıl soyunduğunu. Koltukaltlarına kadar sevmek için seni. Oralarına kadar ısırabilmek için. Bırakma kendini. O gözler bir daha öyle bakmaz çünkü. Kendi bir daha isteyene kadar. O da sadece yeniden soyunurken görmek için seni, o kadar. O zaman kadar senin işin, toplamak kendini. Böyle işte. Çözül ve sar kendini, yeniden çözül ve  sonra. İnsanı öyle fena yapar. Hiç bitmesin istersin.

Sf. 141 - Kavganın tek bir kuralı vardır: Öfkesi daha büyük olan, eninde sonunda kazanır.

Sf. 191 - Sadece peşlerinden giden biri gibiydi. Başka seçeneği yokmuş gibi, takıma sadece bir çocuk daha lazım olduğu için alınan, "fasulyeden" gibi...