23 Ağustos 2011 Salı

Anladım.


Bundan 10 sene önce doğumgünümde bana hediye edilen bir kitaptı Yılmaz Erdoğan'ın "Anladım"ı. Lise hazırlık sınıfındaki arkadaşlarım benim yazmaya, çizmeye ve okumaya olan merakımı fark etmiş, doğumgünümde bana kitap hediye etmeye karar vermişlerdi. Şiir onlar için İpek Olgun kitaplarına göre çok daha üst seviyeydi galiba... O zamanlar şairler ve yazarlar hakkında o kadar bilgileri yoktu, edebiyat dersini bile bir sene sonra almaya başlayacaktık. Gözlerine Yılmaz Erdoğan'ı kestirmiş olmalılar :)


Kitap beni en çok arka kapağındaki şu dizeleriyle etkiledi:
anladım ki ağaçlar
toprağa acı verdikçe büyüyorlar


O dönem ilk olarak ebeveyn ile ergenlikteki çocuk kavgalarını anlamlandırmıştım bu dizelerle. Çocuklar ailelerine acı verdikçe büyüyorlardı. Yıllar içinde kimi zaman iki sevgilinin birbirini yıpratması oldu, kimi zamansa pişman olup dönen bir başkası...

Her aklıma geldiğinde içinde bulunduğum durumdan bir pay biçtim bu dizelere... Kim bilir şu an sizin aklınızdan neler geçti okurken?
Bir şiir kitabını okurken bir iki dizesinin altını çizmek zordur. Şiirin size baştan sona hissettirdiği duyguyu seversiniz çünkü. Ben birkaç dizeyi çizmişsem de daha çok kıvırıvermişim beğendiğim şiirlerin sayfa kenarlarını... Beğenip işaretlediğim bu şiirlerin de isimlerini yazacağım size ve o şiirlerden birini olduğu gibi yayınlayacağım aşağıda...
İyi okumalar diliyorum herkese....


Şehnaz Baykuş - 7 Aralık 2010
Sf. 7 - "ANLADIM" şiiri
Sf. 11 - "YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK" şiiri
Sf. 48 - "YAĞDIKÇA" şiiri
Sf. 59 - "BU YOL NEREYE GİDER" şiiri
Sf. 62 - "BİR MEVSİMİN ACI GERÇEKLERİ" şiiri
Sf. 69 - "YENİLİYORUM" şiiri
Sf. 76 - "ONULMAZ" şiiri
Sf. 82 - "NE GÜZEL" şiiri
Sf. 86 - "KIŞI SEVMEK KIŞIN SEVMEK" şiiri:
Ağlıyordum. Bir kış günüydü. Üzgündüm. Yenilmiştim.Herkesle selamı sabahı kesmiş bir sabahtı. Kahvaltısız.Yola çıktım ağzımda bakır alaşımlı bir tat. Efkar gibi yağıyordu kar.
Bazıları kışın öldü
sevdiğim insanların
dedem
taha amca
karda izledik ayak izlerini
düşmanlarımızın
bir inşaatın içine götürdü bizi
uğursuz ayakların
karda bıraktığı lekeler
taha amca karlar içindeydi
taha amca kanlar içindeydi
en güzel kar insanın çocukluğuna yağandır. Pencereye yüzümü dayar dua ederdim, kar yağsın, durmasın, tutsun, rütbe düşüp yağmur olmasın diye.
Hep kış günlerinde düştüm
umutsuz aşklarımın batağına
buğulu camlara adlarını yazdım
konuşamadığım kızların
ve
babaannemin
nice kırgından taşıdığı
eski mücevher kutusunun
sırı dökülmüş aynasında
o kadar çirkindim ki
bir greyder durmadan soluklanmadan çalışıyordu toprak damlı evimizin bahçesinde. Kalabalıktı.Küçüktüm acıdan, yaşça. Babaannem bayılmıştı. Herkes ağlıyordu. Dedem ölmüştü. Kar ağlıyordu, yağar gibi. Küçüktüm. Susuyordum. Lapa lapa... ağlar gibi..
Karda yürümek gibisi yoktur geceleri. Işığın yalazında seyretmek kar tanelerinin dansını. Bir de ayazda sevmek olmadık bir kadını. Soğuktan korumaktır asıl marifet sevdiğinin tenini. Aşksız geçen kışların intikamıdır geleneksel bahar sevdalanmaları.
Ben hep kışı sevdim.
Ben hep kışın sevdim beni
sevmeyenleri.
Yılmaz Erdoğan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder