17 Eylül 2011 Cumartesi

ÖTEKİ -Ece Vahapoğlu

Ece Vahapoğlu'nun yazmaktan çok keyif aldığını söylediği, ruhuna ve kalbine roman yazmanın çok iyi geldiğini vurguladığı kitabı Öteki'ni çıktığı zamanlarda almış ve sonra uzuuuuun süre rafımda bekletmiştim. Geçen haftalarda çerezlik bir kitap ararken elime geçince okuyuverdim.

Normalde ülkemizde sürekli konuşulan türban gibi konular hakkında daha fazla okumak beni hoşnut etmez. İnsan kitap okurken başka dünyalara gitmeyi, günlük sorunlardan uzaklaşmayı istiyor. Oysa Ece Vahapoğlu'nun yapmaya çalıştığı şey keyifle bir roman okurken araya bunları da sokuşturmak olmuş gibi geldi bana...

Az kitap okuyan kimseler için daha okunabilir olduğunu düşündüğüm kitapta Esin ve Kübra (kapağa ve isimlere bakınca zaten olay şekillenmeye başlıyor değil mi?) Amerika'da aynı okulda okumuş Türkiye'ye döndükten sonra tesadüfen tanışan Esin ile Kübra'nın arkadaşlığını anlatıyor.  Esin 'in türbanlı bir kız olan Kübra'yı ve yaşamını daha yakından görmek istemesiyle  arkadaşlıkları pekişiyor.

Ece Vahapoğlu'nun sürekli bir şeyleri vurgulamak isteyişi ve sanki kitabı okuyan hiçkimsenin az da olsa genel kültürü yokmuşçasına her şeyi açıklayarak yazması beni çok rahatsız etti. Evet belki kendisi türbanlı kesimin çok çok uzağındadır, evet belki ailenin büyüklerinden dahi kapanmanın, evde abdest alınıp namaz kılınıyor olmasının nasıl bir şey olduğunu görmemiştir, öğrenmemiştir ve bu yüzden de daha açık yazmak istemiştir. Bunu bilemem. Ama cahile anlatır gibi açıklamalar yaparak kitabı sıkıcı hale getirdiği kesin.

Bu dezavantajlarını dışında kitabın kapağını çok beğendim. Ece Hanım kitabın kapağında her iki karakteri yansıtan fotoğrafları çektirmiş ve pek de güzel olmuş. Zaten kitabı da kapağını beğenip almıştım :)

Kitabın devamını yazmak istediğini ve okurlardan da bunun için istekler geldiğini söylüyor Ece Hanım. Ben kendi adıma kitabın devamını okumak için can atmıyorum. Alıp okur muyum bilmiyorum. Ama siz yine denemek isterseniz, yorumlarınızı da esirgemeyin benden :)

Kitap boyunca kalemi alıp birkaç cümlenin altını çizmişim. Onlar da şöyle:

Sf. 48 - İfade özgürlüğünün her ne kadar genişletildiği söylense de, hangi insan her istediğini dilediğince ifade edebiliyordu?

Sf. 70 - "Biz" ve "ötekiler" ayrımı, toplumun her hücresine nüfuz etmişti. Bizim yaptığıız her şey doğru, öteki tarafın yaptığı her şey yanlıştı! Bloklaşma artık iyiden iyiye hissedilir hale gelmişti. Kimin suçuydu bu? Belirsiz... Kimsenin suçu değildi belki de... Sürecin doğal sonucuydu.

Sf. 204 - Film izlerken bedenleri mutlaka birbirine değerdi. Elleri, kolları, ayakları, bacakları... Öyle ilk günlerdeki gibi sargı yumağı halinde seyretmeyi bırakmışlardı ama ten teması hala güzel geliyordu.

İyi okumalar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder