11 Kasım 2011 Cuma

YARİM HAZİRAN - Can Dündar



Can Dündar’ı çok severim. Sade ve içten gelir yazdıkları bana hep… Bir dönem bütün kitaplarını toplama çabasına girişmiş, çoğunu elde etmiş fakat bir kısmını okuyamamıştım. Şimdi kitabın okunma tarihine bayıyorum da taaaa 2005 yılında 1 günde okuyup bitirmişim :)
Her denemenin altı çizi cümlelerini ayrı ayrı yazıyorum. Belki hoşunuza giden denemeden başlarsınız okumaya :) Yazıda iki denemeden hiçbir alıntı yapmadım. “Eğer” ve “Aşka ve Terke Dair”… Özellikle Aşka ve Terke Dair’in yeri benim için çok özeldir. Belki bir gün ikisini de ayrı ayrı paylaşırım sizinle… Hala okumadıysanız: TIK TIK

İyi okumalar…
Kış Güneşi Altında:
  • “Ne kadarı benim hayatım?…” diye soruyor musunuz kendinize; “…Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime… ya da başkalarının?…”
Pastırma Yazı Biterken:
  • Nüfus kağıdına aldırmadan seven bir aşık gibi…
Nehir:
  • … Ve karadan bir başka duyuluyor sesi nehrin…
Dolunaya İnat:
  • Ne gözümü alabildim… ne göze alabildim…
Uzaklara:
  • Deniz koymak çocukların adını; Denizler kadar cesur olsunlar diye…
  • “Beş yıl açık denizde nasıl dayandınız?” diye soruyorlar Uzaklar’ın kaptanına. “Ya siz” diye dalga geçiyor kaptan; “Ya siz beş yıl nasıl dayandınız kıyıya?”
  • “Bunu da aşacağız!   İmza: Bir dost…”
Uçurum:
  • İnsanın sözü geçmez, gücü yetmez bazen kendine…
  • Kalpse kalp, beyinse beyin… Bir kurşunla durur.
  • “Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar.”
İçine Atan:
  • Ters çıkarılmış bir kazağı düzeltir gibi içten kavrayıp dışa çevirirseniz ruhunu, sanki yıllar yılı söylenmeyip saklanmış, içe atılmış yüzlerce sözcük, hafızaya kelepçelenmiş binlerce söz, dile getirilmemiş on binlerce itiraz, akıtılmamış onca gözyaşı ilmek ilmek çözülüp saçılıverecektir ortalığa…
  • Oysa ne kadar gizlemeye çalışsa da, içindeki fırtınanın birilerince fark edileceği umudunu hep korur. Suskunluğunun her şeyi anlattığını sanır. Sanki onca gürültü içinde birileri gözbebeklerini okuyacak ve konuşmayı bilmeyen bir çocuğun derdini anlar gibi, iç dünyasında çağlayan nehrin sesini duyacaktır. Başını sessizce öne eğişinden, sitemkar imalarından, dargın yalnızlığından derdini anlayacak, şifresini çözüp sessizliğini sese çevirecek birini bekler umarsızca… Oysa gürültünün çağında, kimselerin vakti yoktur, anlatmayanın derdini anlamaya… Kimse kimsenin gözbebeğine bakıp konuşmaz; yüreğini dinlemeye yanaşmaz.
Nekrofili:
  • Ölüme tutkunuz, yaşamdan çok…
Nergis:
  • Hala bir sevdiğceğiniz yoksa, henüz kendinizi bulamadığınızdandır…
Keşke:
  • Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, “keşke” onun güzüne denk gelir.
Martı:
  • Zaman ağlamadan durabilmek zamanıdır gecenin karşısında.
Bir Erkek Feminist Olabilir mi?:
  • Kadın denilen kayıp kıtayı keşfe çıkan milyonlarca erkek, çoğu zaman eli boş döner açık denizlerdeki nafile seferlerden… Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkaç sene, belki birkaç saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir iklime bürünmüş bulunca, Kolomb sendromuyla “Acaba yanlış kıtada mıyım?” telaşına kapılırlar. Oysa genellikle kıta değildir yanlış olan; kaşifin kıtayı algılayış biçimidir… Asgari topografya bilgisinden yoksul oluşudur… Kıtanın bazen kaşife göre mevsim değiştirebilen, aynı anda birkaç iklimi bir anda yaşayabilen potansiyelini algılayamayışıdır. Güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan kaşife görünüşü arasındaki farkı kavrayamayışıdır.
Kırık Kalpler Diyarında:
  • Ama yine de  öldüremediler aşkı… Çünkü bir aşkı, ancak bir başka aşk öldürebilir…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder